E. ÜLKENİN BÜTÜN YÖNLERİYLE KALKINMASI

 

E. ÜLKENİN BÜTÜN YÖNLERİYLE KALKINMASI:

İslâm’da eğitim ve öğretim, sağlık, yoksulluğun giderilmesi, toplumsal, ekonomik ve kültürel ihtiyaçların giderilmesi gibi alanlarda toplumun maslahatı, değişen şartlar göz önüne alınarak korunur. Bu işler teknik adlandırımı ile “umuru hisbe” adı altında ele alınır ve toplum bunu kendi olanakları ile sağlayamazsa devletin yardımı söz konusu olur. Aslolan halkın ihtiyaçlarının giderilmesidir. Bu hedefe ulaşmak için uygun olan değişik yöntemlere başvurulabilir.        

 

Şimdi de İslâm Cumhuriyeti’nin tahakkuk ettirmeye çalıştığı hedefleri, devletin görevlerini inceleyelim.

1. Bilimsel Yeterliliğin ve Kültürel Bilincin Geliştirilmesi:

 

3’üncü maddenin birkaç bendinde bu konuya temas edilmiştir, şöyle ki:

“Genel bilgi düzeyinin, basından ve toplu haberleşme araçlarından ve diğer araçlardan sağlıklı biçimde yararlanılarak her alanda yükseltilmesi, her düzeyde herkese parasız öğrenim, eğitim ve beden eğitimi ile yüksek öğrenim imkânlarının yaygınlaştırılması, bilim, teknik, kültür ve İslâmî bilgilerin bütün alanlarında inceleme, araştırma ve yeni sonuçlara varma yeteneklerini, araştırma ve araştırıcıları teşvik merkezleri kurarak güçlendirme hususunda devlet bütün imkanlarını kullanmakla görevlidir.”        

 

Her devletin halkının genel bilgi düzeyinin ve ilmî seviyesinin yükselmesinden memnunluk duyacağı ve bu yönde gayret göstereceği aşikârdır. Zira bu şekilde halk da yönetime ortak olur ve sorunların hallinde yönetime omuz verir.

 

         İlmî görüşlerin ve kesin tahlillerin varlığı, büyük bir medeniyet için zarurîdir; demokratik rejimler halkı aydınlatacak iletişim organları olmadan varlıklarını devam ettiremezler. Bu organlar yardımıyladır ki halk, ülkelerinde ve dünyada gerçekleşen olayları öğrenip tahlil edebilecek, bu şekilde doğru kararları alıp devletinin çizgisini değerlendirebilecek bir yeterliliğe ulaşabilir.

Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Bütün bu sayılar ve Anayasa’ya giren hususlar, acaba çağdaş kültürün etkisi veya ilhamıyla mı ortaya çıkmıştır, yoksa İslâmi ölçülerin doğal sonucu olarak mı?        

 

Bu soruya cevap vermek için iki noktayı birbirinden ayırmamız gerekir. Birincisi bilginin haddi zatında sahip olduğu önem, diğeri de yukarıdaki düzenlemelerin uygulamaya dönük yönleri.

Uygulama alanında, daha önce de açıkladığımız gibi, İslâmca belirlenmiş, sabit, genel-geçer bir şekil yoktur. Bu konuda, İslâmî yönetim zamanın şartlarını göz önüne alarak en uygun tarzı seçebilir. Örneğin günümüzde bilgisayar kullanımı eğitimde en etkili yöntem addedilmektedir. Dolayısıyla, buna göre İslâm devletinin görevi eğitimde bilgisayar kullanımını yaygınlaştırmak olur. Elbette bu, sivil girişimlerin de bu yöndeki faaliyetlerde yer almasına bir engel değildir. Halk da eğitim yapılan merkezler, spor salonları vs kurabilir, fakat bu kurumların devletin nezaretinde faaliyet göstermesi gerekir. Açıktır ki devlet kurumlarının yanında halkın bu çeşit merkezleri açmış olması, devlet kurumlarındaki eğitim düzeyini de yükseltmiş olacaktır.        

 

Bilginin İslâm’daki önemi hakkında pek çok şey söylenebilir, İslâmi kaynaklara bu konuya çok önem verildiğini görüyoruz. Bu alanda uzun uzadıya bir bahis, çalışmamızın sınırlarını aşacaktır. Sadece Hz. Peygamber’in (saa) şu hadîsini hatırlatmakla yetiniyoruz: “Âlimin uykusu, âbidin ibadetinden üstündür.” (bkz: Biharu’l-Envâr, III, 25)

2. İktisadî Gelişme

 

İslâmî İktisat nizamından ilerde ayrıntılarıyla söz edeceğiz. Burada sadece devletin ekonomik refahı sağlama, yoksulluğu ortadan kaldırma (beslenme, mesken, sağlık, eğitim ve sosyal güvence olanlaklarının geliştirilmesi yoluyla) vazifesinden bahsedeceğiz. (3’üncü maddenin XII’inci fıkrası)

İslâm’da fakirlik kınanmıştır. Resul-i Ekrem’in (saa) bir hadîsinden yoksulluğun küfre yol açabileceğini anlıyoruz (bkz: Sefînetu’l-Bihâr, II, 380). Toplumda yoksulluk tamamen ortadan kaldırılmadığı sürece, İslâm toplumunun önderi, en alt seviyedeki insanın düzeyinde yaşamını sürdürmelidir. Hz. Peygamber de (saa): “Yoksulluk benim övüncümdür” buyurmuştur (bkz: Sefinetu’l-Bihâr, II, 380) Buna göre bu söz İslâm toplumunun yapısal bir özelliğini yansıtmaz, toplum önderinin üstün vasfına işaret eder        

 

Elbette iktisadî kalkınma, bilimsel ve teknik gelişmenin yardımı olmaksızın gerçekleşmez. Bu yüzden 3’üncü maddenin XIII’üncü bendinde teknik, bilim, tarım ve askerî alanda yeterliliğin sağlanması da devletin görevlerinden sayılmıştır. Bütün bu alanlardaki kendine yeterlik, bağımsızlığın olmazsa olmaz şartıdır.

Siyasî, kültürel ve iktisadî bağımsızlık birbirinden ayrılamaz ve hepsini sağlamak İslâm Cumhuriyeti nizamının görevidir.