C. KADIN VE AİLE HAKLARI

 

C. KADIN VE AİLE HAKLARI:

Bütün bu saydığımız haklar ve hürriyetler, nihayetinde kadınların da hak ve hürriyetleri anlamına geliyorsa da, tarih boyunca kadınların layık oldukları yere gelmeleri güç ve servet sahipleri tarafından engellendiği, bazen de kadınlar özgürlük gibi güzel sloganlarla kandırılmak istendiği ve kültür, merhamet ve bütün yüce insanî hasletlerin ocağı olan aile kurumu bu şekilde tehdit edildiği için, İran İslâm Cumhuriyeti Anayasası kadına ve haklarına özel bir önem vermiş, kadını kanunlarla daha bir koruma altına almıştır.

 

İslâm’ın ilk zuhur günlerinde ki o dönemde kadınlar tam bir insan sayılmıyorlar, hatta kız çocukları diri diri gömülüyordu, Hz. Peygamver (saa) kızı Hz. Fatıma (sa) odaya girdiğinde ayağa kalkıyor, elini öpüyordu.

İslâm’ın iffete aykırı davranışlar için öngördüğü sert cezalar, İslâm’ın kadının saygınlığının korumasına ve ailenin bekâsına verdiği önemi gösterir. İslâm’ın kadın ve erkek arasındaki ilişkileri düzenlemede gösterdiği titizlik, ayrıca her ikisinin özellikle de kadınların örtünmesini istemesi, kadının değerini ve özgürlüğünü korumak, onu sermayenin ve şehvetin kölesi kılma çabalarının önünü almak içindir.

 

Anayasa’nın 21’inci maddesine göre:

“Devlet İslâmî ölçülere uyulmak üzere, her alanda kadın haklarını sağlamakla ve aşağıdaki hususları gerçekleştirmekle ödevlidirler:

 

a.  Kadının kişiliğinin olgunlaşması ve maddî ve manevî haklarının canlandırılması için elverişli ortamın hazırlanması,

      b.  Özellikle gebelik ve çocuk bakımı açısından annelerin korunması ve bakıcısı olmayan çocukların korunması

 

c.  Ailenin özü ve sürekliliğinin korunması için yetkili mahkeme kurulması

      d.  Dullar ile yaşlı ve kimsesiz kadınlar için özel toplumsal güvenliğin sağlanması

 

e.  Şer’î velisi bulunmayan çocukların kanunî temsilciliğinin, diledikleri takdirde bu işe ehil olan annelerine verilmesi.”

Kadın ve erkek arasındaki cinsiyet farkı, hayatın çiçeklenmesinde ve ailenin oluşumunda temel ve benzersiz bir etkiye sahiptir. Anayasanın 10’uncu maddesi şöyle tasrih eder bu durumu:

 

“Aile, İslâm toplumunu temel birimi olduğuna göre bütün kanun, karar ve ilgili planların aile kurulmasının kolaylaştırılması, onun kutsallığını gözetilmesi ve korunması ile aile ilişkilerinin İslâmî hukuk ve ahlâk temeline oturtulması yönünde olması gerekir.”

1. Kadının İktisadî Hakları:

İslâm’da kadın, erkek gibi kendi malında tasaruf hakkına sahiptir, kocasının haklarını zayi etmeme şartıyla ticarî ve ekonomik faaliyetlerde bulunabilir. Bu hak Batılı toplumlarda, 20’. yüzyılın ortalarına dek kadınlara tanınmıyordu. Kadınlar da çocuklar gibi kendi malları, hatta kazandıkları ücret üzerinde bile söz sahibi değildiler. Kanunlardaki pek çok ıslaha rağmen, örneğin 1907 ve 1947’de Fransa’da yapılanlar gibi, kadınlar kendi adlarına banka hesabı açamıyorlardı, bütün yetki kocalarındaydı. (Will Durant, The Pleasures of Philosophy, 9. Bölüm)

 

2. Kadınların Siyasî ve Toplumsal Hakları:

On dört asır önce, daha hiçbir toplum, kadının siyasî ve diğer alanlardaki etkisini önemsemezken, Kur’ân kadınlara siyasî ve toplumsal işlere katılma hakkını vermişti. Örneğin kadınlar da erkekler gibi Hz. Peygamber’in (saa) yanına gelip O’na bîat ediyorlardı. (Mümtehine, 12)        

 

İran İslâm Inkılâbı’nda da kadınlar çok etkindiler, devrimin zaferinden sonra yapılan bütün seçimlere ciddi bir katılım gösterdiler. İran-Irak savaşında kadınlar eşlerini ve oğullarını cepheye gitmeye teşvik ediyorlardı, kendileri de cephe gerisi faaliyetlere gönüllü katılıyorlardı.

Günümüz İranlı kadınları, üniversite eğitiminin bütün alanlarında, en yüksek akademik dereceleri erkeklerle birlikte paylaşıyorlar ve kültürel, siyasî, bilimsel vb her alanda hiçbir hukukî sınırlandırmaya tabi tutulmadan çalışabiliyorlar. Bütün bu başarılar, kadınların saygınlığı gözetilerek ve Anayasa’nın onlara tanıdığı haklar muvacehesinde gerçekleşmektedir.

3. Kadınların Ailedeki Hakları:

 

İslâm hukukuna göre, kadının b

ir eş olarak görevi, kendi de razı olmakla birlikte erkekle cinsel birleşmede bulunmasıdır. Evişi yapmakla mükellef değildir. Gerçi kadınlar pratikte bu işi yardımlaşma ve paylaşma bakımından yapmaktadırlar ve bu durum eşlerin birbirleriyle ilişkilerini kuvvetlendiren bir unsur olmaktadır.

Kadının geçimini sağlamak erkeğin görevidir, kadının böyle bir zorunluluğu yoktur. İslâm Cumhuriyeti’nde devlet, kadının haklarını pratik olarak koruyan, onu ailede ve toplumda güvenceye kavuşturan bir ortamı yaratmak zorundadır. (bkz: 21’inci madde)