B. TOPLUMSAADALETİN SAĞLANMASI

 

   B. TOPLUMSAADALETİN SAĞLANMASI

İslâm’da adelete çok önem verilmiştir, öyle ki daha önce bahsettiğmiz bireysel haklar ve özgürlükler meselesi adalet başlığı altında incelenmiştir. Buna ek olarak Anayasa’nın pek çok düzenlemesi adalet kavramına dayanmaktadır.

 

1. İslâm’da Adalet:

Pek çok Kur’ân ayeti, Hz. Peygamber’in (saa) ve İmamlar’ın (as) sözleri adalet hakkındadır. Örnek olarak birkaç misal verebiliriz: Kur’ân-ı Kerîm peygamberlerin gönderilme sebeplerinden birini adaletin ikame edilmesi olarak göstermiştir.

 

“Biz elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik ve onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik ki insanlar adalet için kıyam etsinler.” (Hadid, 25)

Kitap, insanları bilinçli kılmak içindir, teraziyse adaletin sembolüdür. Bu ayette dikkati çeken ilginç noktalardan biri yüce Tanrı’nın “Biz peygamberleri Kitap ve mizanla gönderdik ta ki adaleti icra etsinler” dememiş, “insanlar adalet için kıyam etsinler” buyurmuş olmasıdır. Yani adaletin icrası insanların vazifesidir, hem bireysel, hem de toplumsal, hem iç hem de dış ilişkilerinde âdil olmak zorundadırlar.        

 

Esasında İslâm’da haklar ve sorumluluklar karşılıklıdır, bir vazifeyle yükümlü kılınan bir kişi veya topluluk, aynı zamanda bu vazifenin karşısında bir hak sahibi de olmaktadır. Kıyamet gününde kişinin dünyadaki çabalarının, yapıp etmelerinin sonucu olmayan hiçbir karşılık yoktur. Daha dakik bir ifadeyle kıyamette yüzleşeceğimiz her şey, bu dünyadaki amellerimizin bâtınından, hakikatinden ibarettir: “Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmıyorsunuz.”(Saffat, 39)

İnsanın amelleri varlık aleminde ruhuna etki etmektedir, bu etkiler yok olmamakta, yalnızca ölümden sonra açığa çıkmaktadırlar.        

 

Başka bir nokta da İslâm’da adalet ilkesinin, sınırlı bir dönem için veya başka bir şarta bağlı olmaması hususudur. Adalete her durumda riayet edilmelidir. Zira adalet, varlık âleminin ve toplumun temelidir: “Bir topluma olan düşmanlığınız, adalette bulunmanıza engel olmasın, adaletle davranın ki adalet takvâya daha yakındır.”(Maide, 8)

Demek ki düşmanla savaşta bile adalet, gözetilmesi gereken bir kuraldır. İmam Ali’ye (as) “Adalet mi daha iyidir, yoksa bağışlama mı? Diye sorduklarında İmam: “Adalet her şeyi kendi yerine koymak, bağışlamaksa onları kendi yerinden çıkarmaktır, adalet bütün insanların koruyucusudur, öyleyse adalet bağışlamadan üstündür” buyurmuşlardır.        

 

Elbette adalet, istihkakları farklı olan insanların aynı düzeyde olmaları demek değildir. Adalet eşitlik anlamına gelmez, daha çok gayret gösterenin, başkalarına daha çok faydası olanların, çabalarının sonuçlarından daha çok faydalanmaları anlamına gelir. Adalet kişilerin çabalarının karşılığını alacaklarını bilmeleridir, aksi takdirde toplumda yeis ve kaygısızlık hâkim olur ve bu durum toplumun refahını ve ilerlemesini engeller. Bunun adaletsizlik ve zulüm olacağı açıktır.

Halkı baskı, kandırma ve batıl veraset kanunları yoluyla yönetip kendilerinde hâkimiyet hakkı varsayan herkes zâlimdir ve Allah katında menfurdur. Elbette üstünlük iddia etme yolu her devlette, her zaman ve toplumda değişiktir. Günümüzün kapitalist yönetimler de nihayetinde geniş yığınların çıkarlarıyla çelişmektedirler ve dolayısıyla aynı hükmün kapsamına girmektedirler.        

 

Şunu da eklemeliyiz ki İslâm’a göre günahkârlar sadece zâlimler değildir; zulme ve adaletsizliğe boyun eğip razı olanlar da günahkârdır.

“Melekler kendi kendilerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: ‘Nerede idiniz?’ Onlar: ‘Biz yeryüzünde zayıf bırakılmışlar idik’ derler. (Melekler de:) ‘Onda hicret etmeniz için Allah’ın arzı geniş değil miydi?’ derler. İşte onların barınma yerleri cehennemdir. Ne kötü yataktır o!” (Nisa, 97).

 

Bu ayetin devamında, sadece gerçekten çaresi olmayan erkekler, kadınlar ve çocuklar azaptan istisna edilmişlerdir.

2. Anayasa’da Adalet:

 

İran İslâm Cumhuriyeti Anayasası, İslâm’a dayandığı için adalet hakkında pek çok hüküm içermesi doğaldır. 1’inci maddede, İran devletinin hakla ve Kur’ânî adaletle payidâr olduğu belirtilir. 2’nci maddedeyse Tanrı’nın yaratılışta ve kanun koymadaki adaletine imanla birlikte her çeşit zulmün ve sultacılığın, ayrıca bunları kabul etmenin de yasaklandığını ifade edilir. Bu temeller, İslâm cumhuriyetindeki bütün kanunları, iç ve dış politikayı belirlemektedir. Ayrıca adalet ahlâkîliğin en bariz göstergesi olduğundan, devlet adaletin uygulamasıyla yükümlü kılınmıştır. (3’üncü maddenin I’inci bendi)

19’uncu madde halkın hakları konusunda şöyle der:

 

“Milletin bütün fertleri hangi kavim ve kabilelerden olursa olsunlar, eşit haklardan yararlanırlar ve renk, ırk, dil ve benzeri etkenler ayrıcalık sebebi olamaz.”

20’nci madde şöyle devam eder

 

“Milletin her ferdi kadın veya erkek olsun kanun koruması açısından eşit durumdadırlar ve bütün insanî, siyasî, iktisadî ve toplumsal ve kültürel haklardan, İslâmî ölçüler çerçevesinde yararlanırlar.”

3’üncü maddede devletin sorumlulukları bildirilirken, IX’uncu bendde, “yersiz ayrım ve ayrıcalıkların kaldırılması ve herkes için maddî ve manevî her alanda âdilâne imkânlar sağlanması”, XII’nci bendde ise “eşitliğin sağlanması, yoksulluğun giderilmesi, beslenme, barınma, çalışma, sağlık ve toplumsal güvenlik alanlarındaki her türlü yoksulluğun ortadan kaldırılması için İslâmî ilkelere uygun sağlıklı ve âdilâne bir iktisadın temellerinin atılması” gerekli görülmüştür.        

Özetlemek gerekirse, buraya dek milletin hakları ve özgürlükleri olarak saydığımız bütün hususlar, İslâm Cumhuriyeti Anayasası’ndaki adalet anlayışının görünümleridir.