7. Bireysel Emniyet ve Yargı Adaleti

 

7. Bireysel Emniyet ve Yargı Adaleti:

İdam hukukundaki beraat ilkesinden bahsederken aslolanın suçsuzluk olduğunu, suçun ispatı gerektirdiğinden ve suçun sınırlarının kanunca çizilmiş olması zorunluluğundan sözetmiştik. Bununla birlikte, suçun tanımlanmış olması da yeterli değildir, zanlının âdil bir mahkemede yargılanması şarttır. 37’nci maddeye göre

“Aslolan beraattır. Hiç kimse suçu yetkili mahkeme tarafından sabit kılınmadıkça kanun nazarında suçlu sayılmaz.”

32’nci maddeye göreyse:

“Hiç kimse kanunun belirlediği hüküm ve usul dışında yakalanamaz. Tutuklama durumunda itham konusu delilleri de zikrederek zaman geçirmeksizin yazılı olarak itham edilene bildirilmeli ve duyurulmalıdır. En çok yirmi dört saat içinde ilk tutanaklar dosyası yetkili makamlara gönderilmeli ve yargılamanın en kısa bir zamanda başlaması sağlanmalıdır. Bu maddeye aykırı davranan kanun gereğince cezalandırılır.”

Mahkeme kararının adil olması için gereken şartlar şunlardır:

a.  Zanlı dilerse avukat tutabilir. 35’inci maddede şöyle denir:

“Her mahkemede davanın taraftarlarının kendileri için vekil tayin etme hakları vardır ve avukat tutubilecek durumda değil iseler onlara vekil (avukat) tayin etme imkânları sağlanmalıdır.”

Avukatlar kanunları bilirler ve zanlının dosyasını inceleyerek olumlu ve olumsuz noktalarını teşhis edip müvekkillerini savunabilirler. Bu noktaların çıkarılıp hâkime sunulması hâkimin de işin kolaylaştırır, hükmü sadır etmesinde yardımcı olur, bu durum davranın taraflarını da memnun eder.

b.  Zanlılar aleyhindeki deliller işkence ve baskıyla elde edilemez. Zira 38’inci maddeye göre:

“ikrar elde etme veya bilgi edinmek için başvurulacak her türlü işkence yasaktır. Kişinin tanıklığa, ikrara veya and içmeye zorlanmasına cevaz yoktur ve bu türlü tanıklık, ikrar ve and içmeler değersiz ve geçersizdir. Bu maddeye aykırı davranalar kanun gereğince cezalandırılır.”

c.  Hakim hüküm verme için yeterli delile sahip olmalıdır. 166’ncı maddeye göre:

“Mahkeme kararlarının, gerekçeli ve kanun ile usul hükümlerine dayalı bir şekilde verilmesi gerekir. Buna uymayan hakim hakkında mahkemeye başvurularak takip kararı çıkarılabilir.”

d.  Mahkeme alenî olmalı, genel ahlâka ve toplumsal düzeni olumsuz etkileyecek durumlar ile tarafların gizlilik talep etmesi durumu hariç basın mensuplarının duruşmada bulunmaları engellenmemelidir (bkz: 165’inci madde).

     e.  Siyasî ve basınla ilgili olan davalara ancak jüri üyelerinin huzurunda bakılabilir. Ayrıca suçlular, isterse ağır cezayı hak etmiş olsunlar onur kırıcı muameleye tabi tutulamazlar. 39’uncu maddeye göre:

“Kanun hükmü ile yakalanan, tutuklanan, hapsedilen veya sürülen bir kimsenin şeref ve haysiyetini zedelemek, her ne suretle olursa olsun yasaktır ve cezalandırmayı gerektirir.”

Cezalar kanun koyucu tarafından suçun şekli, sayısı ve şiddetine göre belirlenir. Ayrıca bazı suçlarda suçlunun şahsiyeti, sabıkası ve suçun şartları göz önüne alınarak hakime de belli bir oranda insiyatif bırakılmıştır.

İslâm’a göre dört çeşit ceza vardır:

I. Hudud: Bir dizi suçun işlenmesi durumunda öngörülen cezalar muayyen miktardadır, değiştirilemez. Örneğin iffete aykırı birtakım davranışlarda, rejime silahlı muhalefet etmede ve toplumda fesada yol açmada olduğu gibi. (Bu cezaların uygulanabilmesi için suçun sübutu konusunda hiçbir şüphenin olmaması gerekir.)

II. Kısas: Mücrim kişi, kastî olarak bir başka kişiyi öldürür, yaralar veya darp ederse, mağdur taraf mahkemede bu durumu ispat ettiği takdirde, aynı şekilde cezalandırılır.

Kısas, hiçbir toplumsal statü göz önüne alınmadan âdilâne bir şekilde uygulanır. Hak sahibi, dilerse kısas hakkından vazgeçebilir ki bu İslâm’da övülen bir davranıştır.

III. Diyet: Kasıt olmayan zarar vermelerde, mağdur tarafa veya vârisine suçlu tarafından ödenen miktara denir. İslâm’ın başlangıcında diyet miktarı enflasyondan etkilenmeyecek ve dünyanın her yanında geçerli olabilecek bir şekilde düzenlenmişti. Buna göre, devlet muayyen bir miktarı, şartları ve toplumu göz önüne alarak diyet miktarı olarak belirleyebilir. Bu miktar, ömeğin bir uzvunu kaybetmiş veya bakıma ihtiyacı olan bir kişinin ihtiyacını giderecek miktarda olmalıdır. Hak sahibi, diyetten vazgeçebilir.

IV. Tazir: Diğer cezaların belli bir şekli yoktur. İslâm bu alanı devlete bırakmıştır. Yasama organı, bütün şartları düşünerek değişik suçlar için uygun cezaları yasalaştırır. İslâm Cumhuriyeti’nde bu kanunlar “İslâmî Ceza Kanunları” adı altında yayınlanmış ve umumun bilgisine sunulmuştur.

Kısas ve diyetin söz konusu olduğu ve  halk sahiplerinin bağışladıkları suçlarda, kanun, hükümete toplumsal düzeni sarsmanın cezası olarak mahkemeden tazir cezası isteme hakkını tanımaktadır.