6. Silahlı Kuvvetler

 

6. Silahlı Kuvvetler:

Her ne kadar bir ülkenin bağımsızlığı idarecilerinin iyi yönetimi; siyasî, kültürel ve iktisadî yapılanmalarının güçlendirilmesiyle sağlanabilirse de, bu bağımsızlığın bekâsı ve devamı, silahlı kuvvetlerin varlığın zorunlu kılmaktadır.

 

Ne yazık ki insanlık tarihinde savaşsız bir döneme rastlanmamaktadır. Günümüzdeki teknik ve bilimsel gelişme, aynı oranda bir ahlâkî gelişmeye de yol açmamaıştır. Ülkelerin bütçelerinin önemli bir kısmı hâlâ askerî harcamalara sarf edilmektedir. Elbette silah üreticisi ülkelerin bu anlaşmazlıkların icadındaki etkileri de açıktır.

Bağımsızlığı konusunda daha titiz davranan ülkelerin, emperyalist güçlerin saldırısına maruz kalma ihtimalinin daha yüksek olduğu da gözlemlediğimiz bir olgudur. Irak tarafından, devrimden ve İslâm Cumhuriyeti nizamının tesisinden sonra İran'a yapılan saldırı, bağımsızlık talebinin ne gibi sonuçlara yol açabileceğini göstermesi açısından oldukça manidardır. Bu savaşta bütün süper güçler ve zengin Arap ülkeleri Irak'ı askerî ve ekonomik olarak desteklediler, fakat sonunda amaçlarından hiçbirine nail olamadılar.        

 

Kur’ân-ı Kerîm, müslümanları barışa teşvik etmenin yanısıra savaşa hazırlanmaları ve her zaman güçlü olmaları yönünde de uyarmaktadır (bkz: Enfal, 60). Bu ayet Anayasa’nın 151’inci maddesinde de yer almaktadır. 143’üncü maddeye göreyse:

"İran İslâm Cumhuriyeti’nin ordusu, ülkenin bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve İslâm Cumhuriyeti nizamının muhafızlığını üstlenmiştir.”

 

Tarihi İslâm devrimi öncesine dek giden bu kurumun yanısıra, devrim sonrası halkın içinden teşekkül edip zamanla kurumsallık kazanan Devrim Muhafızları da vatanı korumakla görevlidir.

         Öte yandan İslâmî vatanın, can, mal ve namusun savunulması bütün müslümanların vazifesi olduğu için, 151’inci maddeye göre:

 

“... devlet bütün ülke fertleri için askerî eğitim program ve imkânlarını, İslâmî ölçülere uygün olarak hazırlar. Öyle ki her fert sürekli olarak ülkenin ve İran İslâm Cumhuriyeti’nin silahla savunulması gücüne sahip olur. Ancak silah taşıma resmî makamların izni ile olmalıdır.”

144 ve 145înci maddelere göreyse:

 

“İran İslâm Cumhuriyeti ordusu, öğretiye (İslâm) bağlı ve halka dayanan bir İslâm ordusu olmalı”, ayrıca “hiçbir yabancıya orduda ve ülkenin güvenlik güçlerinde görev verilemez”.

Ordunun, barış zamanında ruhiyesinin olumsuz yönde etkilenmemesi ve devlet için büyük masraflara yol açmaması için, 147’nci madde öngörülmüştür:

 

“Devlet barış döneminde, ordunun insan gücü ve teknik donatımından; kurtarma, yardım, öğretim, üretim ve kalkınma cihadı alanlarında İslâm adaletinin ölçülerini titizlikle gözeterek ve ordunun savaşa hazırlığına zarar vermeyecek şekilde yararlanmalıdır.”

Buna göre, baraj yapımı gibi büyük projeler ordunun uhdesindedir, bu şekilde ordu ülke iktisadına katkı sağlamasının yanısıra, kendi mühendislik kapasitesini de fiilî olarak geliştirmiş olmaktadır. Bununla birlikte, Anayasa’nın 147’nci maddesi, ordunun imkânlarından şahsî yarar sağlanmasını, ordudaki adalet duygusunun ve düzenin zedelenmemesi için yasaklanmış bulunmaktadır.        

 

149’uncu maddede, askerî kişilerin terfilerinin ve rütbelerinin kaldırılması kanuna bağlanmıştır. Bu uygulama şahsî temayüllerin yol açabileceği adaletsizliklerin engellenmesi ve askerî personelin izzetinin korunması için gerekli görülmüştür.

Askerî alandaki önemli bir sorun da, yabancı askerî üsler meselesidir. Emperyalist güçler, kendi hâkimiyetlerini sağlayabilmek için dünyanın herbir yerinde askerî üsler kurmaktadırlar. Bu üsler diğer ülkeler kadar hattâ daha da fazla içinde barındıkları ülkelere zarar vermektedir. Şöyle ki bu üsler yerli halkla temasları sonucu hem kültürel yapıyı olumsuz yönde etkilemekte, hem de bağımsızlık duygusunu zedelemektedirler. Bu yüzden Anayasa’nın 146’ncı maddesi ülke içersinde her türlü yabancı askerî üssün tesisini, velev ki barışçıl amaçlı olsunlar, yasaklamaktadır.