4. İfade Özgürlüğü

 

4. İfade Özgürlüğü:        

Konuşma, Yüce Allah’ın kudret ve ilminin büyük mazharlarından biridir. Kur’ân’da Allah, kendisini beyanı öğreten şeklinde vasfetmiştir. Konuşma, insanın maddî ve ruhî ihtiyaçlarının giderilmesinde, kültürün oluşturulması ve intikalindeki önemi ve bu yüzden, insanın sahip olduğu büyük ayrıcalıklardan biri olmasının yanında; halkın kanunlar çerçevesındeki gücünün ve toplumsal adaletin sağlanmasında da vazgeçilmez oluşu yüzünden büyük bir önemi haizdır. Hâkim gücün ıslahındaki en etkin yöntem, halkın yapıcı eleştirilerini dillendirebilmesidir.

Elbette beyanın tek bir şekli yoktur. Yazılı ve sözlü olabileceği gibi, film, fotoğraf ve diğer sanat dalları şeklinde de olabilir. Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah kaleme ant içmiştir. Açıktır ki kalemin sınırlı bir şekli yoktur; kendisi aracılığıyla yazılıp çizilen her şey kalemdir. 34’üncü maddeye göre

 

“Hakkını arama her ferdin tartışılmaz hakkındır ve herkes hakkını arama amacı ile yetkili mahkemelere başvurulabilir. Milletin her ferdinin bu mahkemelere başvurma imkânı bulunmalıdır. Hiç kimsenin kanun gereğince başvurma hakkını haiz bulunduğu mahkemeye başvurması engellenemez.”

Anayasa’da açıklanan ifade özgürlüğü, açıktır ki basın-yayın alanının dışındaki faaliyetleri de (film, konferans vb) kapsamaktadır.        

 

İfade özgürlüğü, halkın ve halkın dostlarının hizmetinde, toplumun refahı ve mutluluğu yönünde kullanılabileceği gibi ister kötü niyetli kişiler içerden olsunlar, ister dış güçlerin aleti olsunlar aksi yönde de kullanılabilir.

Elbette her söz ve ifade, muhatapların düzeyi göz önüne alınarak serdedilmelidir. Fakat aklî olan bu sınırlandırılmaların güç sahiplerinin her türlü düşünceyi engellemelerinin vesilesi olmaması için, halkın temsilcisi olan yürütme organı bu sınırlamaları kanunda açıkça belirtmelidir. Sınırlama sadece iki durumda mümkün olabilir; İslâm’a aykırılık ve toplumun genel maslahatına zarar verilmesi durumunda.        

 

Birinci durum hakkında şuna hatırlatmalıyız ki, İslâm tartışmanın ve düşünce beyan etmenin önünü almamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de insanlar defalarca akletmeye, tarih ve evren hakkında düşünmeye davet edilmişlerdir ve sözü dinleyip en güzeline uyanlar övülmüştür. Hz. Peygamber’e (saa), Rabbin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağırması, insanlarla en güzel biçimde tartışması emredilmiştir.

İslâm’ın ilk devirlerinde, İslâm dünyevî gücü de elde etmiş olmasına rağmen, Tanrı’yı inkar eden kişilerin bile İmam Cafer’le (as) tartıştıklarını rivayetlerden anlıyoruz. Demek ki en temel meselelerde bile ilmî tartışmaya izin verilmiştir. Fakat elbette kötü niyetli kişilerin sade zihinleri çelmek ve saptırmak için fitne peşinde koşmalarına izin verilemez.        

 

Yayınlar toplumun genel çıkarlarına zarar verebilecekse eğer, örneğin suçların artması, vergi toplanmasının önlenmesi ve dış düşmanların suistifadesine açıklık gibi, aynı sınırlandırmalar sözkonusudur.

Kuşkusuz kanunun hükmü, cezalandırmak için yeterli değildir. Bir kitabın veya herhangi bir yayının yasaklanabilmesi için mahkeme kararı gereklidir.