4. Barış

 

4. Barış:

Dünya ülkeleri arasında sağlıklı ve yapıcı ilişkilerin kurulup sürdürülebilmesi, barış ve dostluk ortamının yaratılmasını gerekli kılar. İslâm insanları şeytanı takip etmeyerek –ki şeytan insanlar arasında düşmanlık oluşturmak ister- barış yolunu takip etmelerini ister, Yahudî ve Hıristiyanları tevhidin gölgesi altında yaşamaya davet eder. (bkz: Bakara 208, Âl-i İmrân 64).        

 

İslâm Peygamberi (saa), âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir (bkz: Enbiyâ, 107). Dolayısıyla, gayri müslimler müslümanların tecavüzünden emanda olmalarının yanısıra, müslümanların güzel ahlâklarının, yumuşak davranışlarının da tanığı olmalıdırlar. Elbette bu durum, müslümanların haklarını ve izzetlerini korumalarına, mütevacizleri defetmelerine engel teşkil etmez.

Şu nokta da unutulmamalıdır ki yeryüzünün tümünde gerçekleşecek olan gerçek bir barış, ancak ülkeler arasında tam bir adaletin sağlanmasıyla elde edilebilir. Süper güçlerin zorlamasıyla var olan adaletsiz güç ilişkilerinin değiştirilmeden korunmasına dönük bütün çabalar gerçekte barış değil, teslimiyettir. Birleşmiş Milletler bildirgesinin I. maddesi de dünya barışının sağlanması ilkesinin adaletle gerçekleşebileceğini öngörür.        

 

Bu yüzdendir ki İran İslâm Cumhuriyeti’nin dış politikası “kendisiyle savaşmayan devletlerle barışçıl ilişkilerin tesisi” temel ilkesi üzerine bina edilmiş olup (bkz: 152’nci madde), Anayasa’nın 3’üncü maddesinin XVI’ncı bendi dış politikanın İslâmî hükümlere dayalı olduğunu tasrih etmektedir. Adaletin ve eşitliğin yeryüzünde hâkim kılınması, İslâmî ilkelerdendir ve 156’ncı maddede bu durum tekid edilmektedir.

         Günümüzün dünyasındaki sözde barış, gerçekte sultacı devletlerin, özellikle de ABD’nin çıkarlarını sağlama almadan başka bir anlama gelmemektedir, Birleşmiş Milletler’in daimî beş üyesinin veto hakkını tekellerinde bulundurmaları ve tamamen uyduruk bir devlet olan İsrail’in Filistinlilerin haklarını tüm dünyanın gözü önünde rahatça çiğneyebilmeleri, bu durumu kanıtlamaya kâfidir.