3. Müslümanlarla İlişki

 

3. Müslümanlarla İlişki: 

İran İslâm Cumhuriyeti, diğer ülkelerle zulmü ve adaletsizliği kaldırma çerçevesinde kurduğu barışçıl ilişkilerin yanısıra, Müslümanlarla olan ilişkisine daha özel bir önem atfetmektedir.

         Kur’ân-ı Kerîm’de bütün Müslümanların tek bir ümmet olduğu vurgulanmıştır. Anayasanın 2’nci maddesi, Kur’ân’ı takip ederek bu konuda şöyle der:

“Şüphesiz bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir ve ben rabbinizim, öylese bana ibadet edin.” (Enbiya, 92) ayet-i kerimesi hükmünce bütün Müslümanlar tek bir ümmettir ve İran İslâm Cumhuriyeti Devleti, İslâmî devletlerin uyuşması ve birleşmesi temeline genel siyaseti yerleştirmekle ve İslâm dünyasının siyasî, iktisadî ve kültürel birliği gerçekleşinceye değin sürekli çaba harcamakla ödevlidir.”

Bütün Müslümanlar dinin temel inançlarında ortak bir görüşe sahip olup, her ne kadar pratiğe yansıtamayıp cehaletin ve tefrikanın esiri olmuş olsalar da Kur’ân’ı hayatlarının klavuzu tanımada müşterektirler. İslâm’ın doğuş yıllarında ve bunu takip eden birkaç asır boyunca Müslümanlar, İslâmî buyruklara nisbeten daha sıkı sarılmalarının bereketiyle, sınırları Çin’den Afrika’nın bir bölümüne, Kuzey Avrupa’dan İran ve Hicaz’a kadar bir alanda, Avrupa cehalet içinde yüzerken, örnek bir medeniyet kurmuşlar ve bilimin her alanında ve felsefede çok yetkin buluşların ve uygulamalara öncülük etmişlerdir. Avrupa’da matbaanın icadından sonra basılan ilk kitaplardan biri İbn Sînâ’nın tıp alanında yazmış olduğu Kanun adlı eserdir. Bu eser, bu yüzyılın başlarına dek Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.        

Ne yazık ki bu dönemi takip eden asırlar boyunca, Müslümanlar İslâm’ın ilme, adalete, birliğe ve çalışmaya verdiği onca öneme rağmen, bu alanlarda doğru dürüst bir varlık gösteremediler ve İmam Ali’nin (as) bizi uyardığı husus gerçekleşti: “Başkaları Kur’ânla amel etmede bizim önümüze geçtiler.”

İran İslâm Cumhuriyeti’nin vazifesi Müslümanların birliğini sağlamak için çalışmak ve onları Kur’ân’la amel etmeye çağırmaktır. Gelişmiş ve güçlü, kardeş İslâmî ülkelerin oluşturacağı ve Kur’ân’ı temel referans kabul edecek bir birlik, gerçekte bütün dünyanın hayrına olacaktır. Bu birlik adalete ve eşitliğe dayanan bir dünya devletinin temelini oluşturabilir.

         Kur’ân-ı Kerîm’de bu birliğin zarureti ve Müslümanların dünya genelindeki önemli işlevi defalarca vurgulanmıştır (Örneğin bkz: Bakara, 143, Al-i İmran 103).